.

Zaman zaman Hz. Aişe (r.ah.)’nin evlenme yaşı hakkında ilgili ilgisiz, bilgili bilgisiz kişiler tarafından bir tartışma alevlendirilir. Maksadı belli olan, lakırdıdan başka bir şey ifade etmeyen bu tartışmanın hedefinde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in şahsında dünya müslümanlarını karalamaktan başka bir şey olduğunu söylemek çok zor. Maksat dostlar alış verişte görsün hesabını yürütüyor bu kesim. Dikkatli olmak, dikkatli davranmak, tarafımızı belli etmek imanımızın bir gereğidir. 

Hatta; din, iman ve ahlak ile ilgili herhangi bir kaygısı taşımayan bu insanların, bu konuyu pervasızca diline doluyor olmalarını anlayabilmiş ve hazmedebilmiş değilim. Kanıma dokunduğunu söylemek durumundayım. Canımı acıtmakla kalmadığını, ruhumu sıkan bir hal aldığını da itiraf edeyim. “İnanmadığın bir peygamberin eşinin kaç yaşında evlendiği sana ne? Ne ilgilendirir seni?” diyesim gelir bu pervasız insanlara. Dinime söven Müslüman olsa bari hesabı dedikleri şey bu olsa gerek. 

Ah ah! Çağın bir Muhammed b. Mesleme’si olasım gelir. 

Şayet Hz Muhammed (s.a.v.)’in Hz. Aişe (r.ah.) ile evlendiği dönemde bu evlilik ile ilgili dinen ve özellikle örfen zerre miktarı bir sıkıntı, bir eksiklik, bir gedik, bir kusur, bir hata, bir yanlışlık, bir günah olmuş olsaydı dönemin azılı Münafıkları, söz dinlemeyen Müşrikleri ve her şeye anında maydanoz olan Yahudileri çok daha büyük bir fitne ve fesadı alevlendireceklerine olan inancımız tamdır. Bir kaşık suda fırtınalar koparmakta mahir olan iman sorunu yaşayan bu kesimin, bu konuyla alakalı konuşmadıklarını bilmek yeterli gelir diye düşünüyorum. 

Konuşmamışlar çünkü bu mesele konuşulacak bir konu değildir. Konuşmamışlar çünkü dinen ve hukuken sakıncalı bir durum yok ortada. Konuşmamışlar çünkü Hz. Aişe (r.ah.) evlenecek yaşa gelmiş bir hanim efendi idi. O kadar.

Şayet evlenme yaşında bir sorun olmuş olsaydı yani evlenme yaşına gelmemiş daha çocuk yaşta olmuş olsaydı Hz. Aişe (r.ah.), karşılıklı paslaşan o dönemin Münafık ve Yahudileri söylemeleri gereken sözleri bin dört yüz yıl sonrasına bırakmadan her şeyi otomatiğe bağlamış gibi ardı sıra dizerlerdi diye düşünüyorum. Hatta o günün kefere ve fecereleri günümüzün kefere ve fecerelerine oranla daha kavi söz ustası insanlar olduklarını da yakinen biliyoruz ve inanıyoruz. Kimse Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in üzerinden kendisine bir paye çıkarmasın.

Bu evlilikte bir gedik olmuş olsaydı evelemeden ve gevelemeden söylerlerdi söyleyeceklerini diye düşünüyorum o dönemin kafirleri ve münafıkları. 

O dönemin Münafık, Müşrik ve Yahudilerden bu olay hakkında aktarılan bir lakırdı, bir dedikodu var mı? Yok. Peki aynı kesim aynı annemiz için olmadık iftiralar dizdiler mi vakti zamanında? Evet. Madem o dönemin şartlarında kıyılan bu nikah kural ve kaidelere uygun idi. O halde biraz ötede havlayın ey münafık ve kafir ruhlu insanlar!  

Bu evliliğin olması gereken bir yaşta gerçekleştiğine inanmak imanın bir gereğidir. Yaşı kaç olursa olsun, o yaş doğru bir yaştır. İster şöyle deyin ister böyle deyin, olması gereken yaşa ulaştıktan sonra bu nikah kıyılmıştır, bu evlilik gerçekleşmiştir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yanlış bir iş yapacağına inanmıyoruz. Çünkü bu olay bir iman meselesidir. “İman ve teslimiyet” ile ilgili meseleleri kabul etmeyen kişiler ile konuşmaya ve tartışmaya ölüme çare buldukları anda başlamak isterim. Ölüme çare bulamayacaklarına göre onlarla konuşmak ve tartışmak da beyhudedir. Kelime israfından başka bir şey değildir. Oyalanmaktan ve vakit öldürmekten öte bir mana da ifade etmez. 

Yanlış bir durum gerçekleşiyor, hem de Hz. Muhammed (s.a.v.)’in evinde. Kefereler ve fecereler hiçbir saldırıda bulunmayacaklar, öyle mi?

Ortada fol yokken yumurta yokken, canı sıkılan Yahudiler, gündem oluşturmak isteyen münafıklar Hz Aişe (r.a.) annemize iftira atmadılar mı? Hem de bu evlilikten kısa bir süre sonra. Medine’nin sokaklarında tam bir ay boyunca iftira sakızını her yerde, her ortamda ve her platformda arsız arsız çiğnemediler mi? Çiğnediler… 

Peki iftira atabilecek kadar cesaret sahibi olan dönemin münafıkları bu konuya hiç değinmemiş olmaları sizce de manidar değil mi? Ya da bu günün münafık ve kefereleri bu konuyu sakız yapmaları da manidar değil mi?

O halde bu olayı diline dolayan bugünün keferelerine ve fecerelerine; “Biraz ötede havlayın!” sözünden başka bir şeyler söylemeyi israf olarak görüyorum. Çünkü Yüce Rabbimiz; “Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der (geçer)ler.” (Furkan/63)

Bu konu bir imtihan vesilesi olmuştur. Şu ayeti birkaç sefer okumakta fayda vardır: “Cehennemin üzerinde on dokuz tane zebani vardır. Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkâr edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü’minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler, “Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi” desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.” (Müddesir/30-31) 

Hz. Aişe (r.ah.) ne mübarek bir kadın ki aradan bin dört yüz yıl geçmiş olmasına rağmen hala kalbinde hastalık bulunanları ve inanmayan kafirleri ayrıştıracak bir konumda duruyor. Hala inanan ve inanmayanları tefrik edecek bir rol üstlenmiş vaziyette. Bize düşen annemize iftira atıldığı vakit söylememiz gereken sözü söylemek düşer. O da ayetin ifadesiyle şudur; “Bu iftirayı işittiğiniz vakit, “Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım! Bu, çok büyük bir iftiradır” deseydiniz ya!” (Nur/16)

O halde Allah’a inanmayan veya inanma konusunda tereddütler yaşayan bir insana bin dört yüz yıl önce gerçekleşmiş olan bir evlilikte yer alan annemizin yaşını ispat etmeye gerek duymadığımı buradan haykırmak istiyorum. 

Önce iman edin diyorum!