Gözümüzün önünden akıp giden zamana biraz dikkat kesilin. Koltuğunuzu balkona çekin. Kendinize odaklanmaya çalışın. Çevrenizi kolaçan edin. “Neredeyim? Ne yapıyorum? Yapmam gerekenler nelerdir? Kendimi doğru yerde ve doğru zamana göre konumlandırabilmiş biri miyim? Başlangıç noktası ile bitiş noktası arasındaki ince çizgiyi kaçıracak olursam, gösterdiğim tüm çaba beyhude olacağının farkında mıyım?” gibi soruları kendinize sorun.
Tarih sahnesinin nasıl da her an gözlerinizin önünden akıp gittiğini, insanların kabuk tutarak şekil değiştirdiğini ve şekillendiğini görmeye çalışın. Çayın demini alması için ocakta fokur fokur çaydanlığı kaynatırsınız sonra da demin kıvama erişmesi adına da üstüne bir havlu atar, bekletirsiniz. Yoksa damak tadı vermez çay. Yoksa muhteşem manzara karşısında yudumlamaya değmez.
Deveran eden sonbahar bulutlarının hızlı çekimde kaydedilen görüntüleri gibi odaklanın kendinize ve çevrenize…
Her sabah dükkanların kepenkleri kulakları sağır edercesine gıcırdıyor, yerlerinden kalkmak istemiyorlar adeta. Zorladığınız zamanlarda da feryad-u figanı basiyorlar. Demirci ustalarının salladığı balyozlar, marangoz çıraklarının sürtmeye devam ettikleri zımparalar, kaynakçıların demirleri birbirine yapıştırarak adına ortaya savurdukları şimşeği aratmayan ışık hüzmeleri ortalığı velveleye vermekle kalmıyor gözleri de kamıştırıyor. Fırıncı, sıcak ekmek yetiştirmek için odun üstüne odun atıyor fırına. Keşmekeş bir trafik var hayatta, biri sağa dönerken diğeri sola. Biri eve dönerken diğeri evden çıkıyor, biri gelirken diğeri gitmeye çalışıyor bu diyardan.
Hayat bu işte...
Saatlerdir keskin gözleriyle kabuğunu kıracak bir lokmacık kuşu bekleyedursun kartal, onlarca yavruyu her türlü zorluğa rağmen uçurtabilmiş olmanın hazzını yaşıyor şimdilerde saksağan kuşu. Biri can diğeri canan derdinde… Direklerin tepesinde yuva yapan leylek kuşuna şaşmak gerekmez mi bu hayatta? Nasıl bir akıl, nasıl bir fikir…
Her şey bir değişimin içinde... Değişim de değişimin ana merkezinde, göbeğinde…
Bir vızıldama, bir uğuldama helezonlar çizerek asumana yükseliyor. Görebildiğimiz olaylara ve bizden habersiz cereyan eden hadiselere ister küçük ve değersiz bir göz ile bakın ister dünyanın sonuna yaklaşılmış gibi büyük bir şaşkınlıkla sarfınazar edin, akan su bir şekilde yolunu buluyor. İster vızıltı diye bakın ister sızıntı, değişim geçiren nesnelerin isimlerinden başka değişen bir şey yok ortada.
Sizi siz yapan bakış açınızdır. Hangi noktada durduğunuz, neye, niçin ve nasıl baktığınız son derece önemlidir. Bunun için varsınız. Bunun için mücadele veriyorsunuz. Sizi değerli kılan ana unsur da bu değil mi? Sizi diğer insanlardan ayıran, farklı kılan o bakış açınız her olayı olması gereken noktaya sevk etmeli sizi. Aslında siz, bir yönüyle gördükleriniz kadarsınız. Neyi görebiliyorsanız, neleri görmekten sakınmışsanız, nesnelerdeki değişimleri gözlemleyebiliyorsanız ve görüyorsanız değerlisiniz.
Kimi devletlerin aradan geçen zamana direnemediklerini, salltanat süren Firavunların ameleye dönüştüklerini, amelelik yapan kimi insanın da saltanat basamaklarını bir bir tırmandıklarına rastlayabilirsiniz. Bu durumu daha net bir şekilde görebilmeniz için izlemekte olduğunuz dünya filimini biraz hızlandırmanızdır. Koltuğunuza oturun ve arkanıza yaslanın. Olayları izlerken nesnelerin nasıl da şekil değiştirdiklerine, kimi insanın elini eteğini toplayarak bu diyardan göç ettiğine, kimi insanın da musmutlu gülücükler eşliğinde hayata merhaba dediğine şahit olabilirsiniz. Kimi insanın evlendiğini kimi insanın da boşanma dilekçeleri ile ilgilendiklerini, kimi insanın doğumhanenin kapısında duyacağı ağlama sesini beklerken kimi insanın cenaze merasiminden yükselen ağlama seslerine odaklandığını görebilirsiniz. Hayatın bir parçası bunlar. Kimi insanın kavgaya tutuştuğunu kimi insanın da insanlar arasında barışı tesis etmenin heyecanını yaşadıklarına denk gelebilirsiniz. Dedim ya hayat bu, akıp gidiyor işte. Durdurmanız imkânsız. Şimdilik elinizden gelen tek şey bu değişime şahitlik yapmak…
Kâinatın hızla değişim gösterdiğini, kimi derelerin kuruduğunu, kimi yerlerde daha önce olmayan bazı derelerin “Dünyayı ben kurtaracağım.” diyerek nasıl da gürüldeyerek akmaya başladığını görebilirsiniz. Buzulların eridiğini, kartpostal manzaraların artık görülmeyecek şekilde yer değiştirdiğine de şahitlik edebilirsiniz. Çöllerin yeşilliğe büründüğü bir dünyada yeşil alanların da talan edildiğini görmeniz için çevrenize dikkatli bir gözle bakmanız yeterli.
Hayat çok kısa, kısa olmasına rağmen de akışı çok hızlı. Şimdiye kadar yerinde durmadı hiçbir zaman. Son sürat giden bir araç gibi akıp gidiyor. Yol alan aracın çevresinde yer alan nesnelerin hızla akıp giderken görememeniz akıl karı değil. Hayat bir nokta gibi yer alıyor orta yerde.
Nesneler ve isimler…
Nesneler ve isimler değişirken, aracın içinde bir değişikliği görememek, bu hazzı, bu mutluluğu, bu saadeti yakalayamamak garip bir şey. Nimetler içinde yüzen insanlık mutsuz… Değişkenlik her daim değişkendir. Ummadığınız yerde, ummadığınız bir zamanda, ummadığınız bir nesne isim değişikliğini yaparak değişime uğramış olabilir. Dünya da değişecek günün birinde. Evet, değişimin daimi olduğunu fark edenler için aracın içinde de çok şeyler değişmişti zaten. Zaman değişmişti, aracın içi aynı olsa da aracın üzerinde durduğu mekân değişmişti. Teneffüs edilen hava bile değişiyordu her an. Yolcuların bakış açıları ve gözleriyle odaklandıkları nesnelerde de büyük değişimler vardı.
Yılanın deri değiştirirken kendisini izlemesi gibi bir durumdan bahsediyorum. Meydana getirdiğin değişimin bir parçası olmak… Madem her şey her an değişiyor, o halde bu değişimin bir parçası da ben olayım diyebilir mi insanoğlu.
Bunu görebilmek, bunu hissedebilmek ve bunu yaşayabilmek büyük bir bahtiyarlık... Dünya nimeti ve saadeti de bu olsa gerek…
Ya görememek çevreyi? Ya farkına varamamak gözlerimizin önünde cereyan eden hadiseleri, değişimleri? Ya tek düzeliğe, sıradanlığa alışmak, ya akıp giden zamanı beyhude bir şekilde harcamak, ne diyeceksiniz buna?
Değişen insanın değişime şahitlik yapması çok güzel bir duygu...
Değişen insanın değişimi ıskalaması kadar da kötü bir durum yok diye düşünüyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: