Türkiye laik bir devlettir. Kanunları, iş ve işlemleri, yasama, yürütme ve yargılama biçimi İslam dininden hiçbir şekilde etkilenmediği gibi esinlenmiş de değildir. Bu yüzden var olan kurumlar, yürütülen kanun ve yasalar İslam dinine bağlı olmaksızın varlığını idame ettirirler. Ancak Türkiye’de yaşayan insanların ekseriyeti İslam dinine mensup olduklarını da unutmamak gerek.
Türkiye’de yürütülmekte olan eğitim ve öğretim de bu minvalde kurgulanmıştır. İlkokuldan üniversiteye kadar, hatta yüksek lisans ve doktora dahil bütün kademelerdeki okullar laiklik ilkesinin getirileri doğrultusunda düzenlenmişlerdir. Var olan tüm kurumlar aracılığıyla insanlar laik bir yaşama uygun yetiştirilir, büyütülür, varsa sorunlar bu minvalde izale edilmeye çalışılır.
Dinin yönetim anlayışına karıştırılmadığı bir sistemde yetiştirilen insanlarının; neden dine göre bir yaşam sürdürmedikleri, neden dini öngörülerine göre iş ve işlemleri yürütmedikleri, neden dini vecibelere bağlılıkta sorunlar yaşadıkları, neden iki yüzlü bir yaşama sahip olduklarını sorgulamak abesle iştigalden öte bir şey değildir. Çünkü din vicdana hapsedilmiştir. Dine göre işlenen bir suçluya dine göre ceza da verilmemektedir. Hatta dini vecibelerden kimilerinin dışarı yansıtılması kısmen yasaktır. Bu ülkede uzun yıllar üniversiteye başörtüyle gitmenin yasak olması gibi.
Topluma dini manada, insanlara ne verdik ki ne istiyoruz?
Türkiye’nin temelleri, Müslümanlar kızsalar dahi Yahudi ve Hristiyanları memnun etme felsefesi üzerine yükseltildiğini söylenebiliriz. Tevrat ve Zebur’a mensup insanların istemediği bir düzenlemenin bulunduğunu, hayata geçtiğini, zorlamak suretiyle eğitim ve öğretimlerinden mahrum bırakıldıklarına şahit olmuş değilim bu ülkede. Hatta cumartesi ve pazar günlerinin resmi birer tatil günü ilan edilmesinin temelinde Yahudi ve Hristiyanları memnun etme amacının en güzel yansıması olduğunu da ileri sürebilirim.
Mesela cuma gününü ele alacak olursak: Türkiye Cumhuriyetinde 2 Ocak 1924 tarihinden itibaren Cuma günü resmi tatil günü olarak ilan edilmişti. Ancak Hristiyan Avrupa ile entegrasyon ve insanların geçmiş ile irtibatını koparmak yani modernleşmek adına 27 Nisan 1935 tarihinde çıkarılan yasa ile hafta sonu tatili Cuma’dan Pazar’a alınmıştır.
Cuma günü cuma namazı saatlerinde Müslümanlar için çalışmanın haram olduğu ise şu ayetle sabittir: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.” (Cuma/9)
Bu durum biliniyor olmasına rağmen yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede cuma günü tatil olmaktan çıkarılarak çalışma günü kabul edilmesinin gerekçeleri beni hiçbir zaman tatmin etmedi. Kamu kurumlarında, Kamu iktisadi Teşebbüsünde ve özel sektörde mesai saatlerinde cuma namazı uygulaması yer almaz. Müslüman bir ülkede cuma namazını kılmak isteyen bir Müslüman, öğlen arası dinlenme vaktini kullanmaktadır. Çoğu zaman, çoğu insan için vakit sıkıntısı bile yaşanmaktadır. Cuma günü ameliyat yapan bir doktorun, derse girmesi gereken bir öğretmenin, sınıfta bulunması gereken öğrencilerin Cuma namazına gidebilmeleri mümkün değildir. Cuma namazına giden bir memur mesai saatlerini ihlal etmesi halinde eline her an bir suç dosyası tutuşturulabilir.
Halbuki Kur’an’da cumartesi çalışma yasağına uymayan Yahudiler için alçak maymuna dönüştürülmüş olmaları boşuna anlatılmış değildir: “Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik.” (Bakara/65) Bu ayet her ne kadar Yahudilerden bahsediyor olsa da Müslümanlara hitap eden, Cuma günü Cuma namazı vaktinde çalışmak zorunda kalarak gidemeyen insanlar için de kullanılacağını, “Aşağılık maymunlar olun” tehdidinin bizler için de geçerli olduğunu kim veya kimler ret edebilir? Bu ayetlere rağmen hala bir çok Müslüman cuma namazı (haram) vaktinde çalışmak zorunda bırakılmaları akla ziyandır. Bu durumun izahı kabil değildir.
Bir başka garabet de şudur. Müslümanlara göre faiz, Allah ve resulüne açılan bir savaştır. Ancak Müslüman her memurun maaşı faiz bankasından ödenmesi bir zorunluk haline getirilmiştir. Bundan ne çıkar diyemeyiz. Devlet; kendisi faiz işleyebilir ve işlenmesine müsaade edebilir. Ancak faiz işlemenin, faiz kurumuna zorunlu müşteri yapmanın laiklik ilkesine uygun olmadığını söyleyebilirim. İsteyen Müslümanların maaşları faiz kurumları aracılığıyla ödeme zorunluluğu kaldırılmalı, alternatifler oluşturulmalıdır.
Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz. Ancak verdiğim bu iki örnek üzerinden şunu söylemek istiyorum: Müslümanlara niçin Müslümanca yaşamadıkları eleştirisi ayakları havada kalan bir eleştiridir.
Asıl sorgulanması gereken konu şudur: İnançlarına uymadığı halde neden Müslümanlar bazı şeyleri yapmak zorunda bırakılıyorlar? Dinlerini rahat rahat yaşayacakları alanlar neden oluşturulmuyor?
Asıl sorgulanması gereken nokta budur diye düşünüyorum.
Yanılıyor muyum.
Yorumlar
Kalan Karakter: